iki kavram var. biri baskın iken öteki de yandan yandan baskılar altında bırakan.
baskın olan ile diğeri arasındaki fark burdan amerika kadar uzaklıkta.....
doktora gittiğimiz vakit baş ağrılarımın ilk ve son tanısı olarak yoğun stres adı altında iğrenç gereksiz istenmeyen görüntüler oluştu bugün...
stres?
acaba diyorum...!
biliyorum ama o stresin nerden olduğunu hangi amaca hizmet ettiğini vs vs...
stresi yaratan etmenler genellikle üzüntü, aşırı yoğunluk, düzensizlik, iş güç harç ve aşk....
aşk?
asla stres sebebim olarak görmek istemiyorum, isteyemem de zaten ehe...
o denli bi sevgi... elbette kendime ızdırap çektirmeden... ben üzülürüm, o üzülür... bu bilinen bi gerçek... Çünkü o aranan beklenen yegane ''güzel insan''.......
mutluyum ben yeterince... ne olduğum ne amaca hizmet ettiğim belli sonuçta.. duygularım daha bi belli belkide hatta. hani amacım şu dönem pek belli olmayabilir, veya nebilim öyle bi halde olursunki bazen amacın tavrın yönün vs hiç belli etmeyebilir kendini.. sadece bir tek şey için uğraş verme yoluna gidersin, ve bundan büyük mutluluk duyarsın... Bu duyduğun mutluluğun her şeyin ilacı olduğunu kabul edersin, kabullenirsin... Yaşamaya öyle devam edersin... Bayılırsın öyle olmasına çünkü dert, tasa geride bırakılmıştır... Belkide onları paylaşıcağın zemini hazırlıyor durumdasındır ki sonrasında daha bi güçlü olmak için, daha bi kolay çözüme uğraşmak için bir yatırım yapmışsındır, en iyisini de yapmışsındır.... Kim bilir....
Benim için öyle denebilir zaten o yüzden yazdım ehe.
Çok denebilecek yoğunlukta olduğum gerçeği var gözümün önünde... Ama ona rağmen elbette hayatım kendince devam etmekte.. İşte o sırada stres altında olmam aslında 2 kat stresi hakettirmiyo da diil hani.
kimsenin hakkı diil, hele ki bayıldığın insanı stres altında bırakacağını düşünüyor olmak, korkmak, çekingenlik vs... ve akabinde bunun stresi... stres içinde stres eha ne garip.
Ama biliyomusun, ben bunu geçtim...
Tek düşüncem bencil olmamak, tek yönlü düşünceler dahilinde olmadan tamamiyle bir şeylerin devamı üzerine...
Ne biliim ben, tomografi sonucundan ziyade, amansız baş ağrılarının da ötesinde bir şeylerin devam etmesi..........
bir şeyler ?
çok şeyler onlar... O kadar yoğun ve o kadar tamamlayıcılar ki bi bilsen...
Şu an neden ''odamda'' olduğumu sorgulatacak kadar baskı kuran....
Ama yerim ben öyle baskıyı... İyi ki var biliyomusun, iyi ki ...............
Yarın önemli bi günün ilk aşaması... Merak, endişe, endişe, korku, korku.....
Hani iki yönden de düşünmek var ya, biri onun diğeri bunun ibaresi...
Her iki yönden de iyi olacak, olsun, olmalı...
Sevgi böyle bişey be... En güzel şey muhtemelen... Onu bi yakaladın mı bırakmak istemiyosun...
Kişiye göre.. Kişisine göre..
Korkuyorum evet...
Hangi insan müthiş sınırlamalar eşliğinde, bir sona varmak isteyip, bunun adına hayallerini bir gün bile esirgemeden sonuca varamamak, içine atmak, rutine alışmak ve öyle devam etmek ister ki...................
Bencillik.....
eh biraz var, evet var, çok üzgünüm ki bu böyle...
Bilinmez.... bir yerde bir heyecan, ardından gelebilicek mutluluk yaşanacak olsa bile belkide, o mutluluğu ve daha nicelerini şahsın adına yaşatabileceğin gerçeğinin olması...
master, slave.......
Bencilliğin daniskası... ehe, normal şartlarda her ikisi de istenir vaziyette, ama tamamen belkide kendim için...
ama görüyorum, biliyorum yaşatıyorum bazı şeyleri.....
Yoksa neden bu amansız bencilliği yaşatayım, aklımdan geçireyim..............
Uyumak...............
artık uyumak bile içimde bi kıpırtı yaşatıyo be....
Uyuduktan sonra...
belki o pembe diildi ama yinede pembeydi.... ''özel''di be........... Tarifi yok be ya..... o kadar yüce işte, o kadar........................
iyi sabahlar bolca...!
12 Nisan 2009 Pazar
uyandık, ayıldık, şaşırdık, aradık konuştuk sevindik, dışarı çıktık, başımızı ağrıttık, ağrıyı dindiremedik, o meyan konuştuk yine, sonra eve döndük konuştuk, biraz vakit geçti konuştuk, oturduk bilgisayara baktık, gaSte okuduk, konuştuk, zaman ilerledi sıkıldık, merak ettik, özledik, konuştuk, dayanmaya uğraştık ona buna ''nağber ya eke eke kankamsın'' dedik cevabını aldık ama yine sıkıldık, vakti epey bi ilerlettik, konuştuk, arkadaş aradık bulamadık sıkıldık, stumble'a sardık, garip notlarla bezenmiş linkler yolladık, yollanırken eğlendik ehe, saate baktık geç olduğunu farkettik, uzaklara biyerlere gitmek istedik, uzaklar demişken bostancıdan uzak olsun istedik, yapamadık, tek olmak yemedi elbet, birileriyle kontakt kurduk, 504 adet ''yok abi beni unut'' lafı işittik, yüzsüzlüğün sınırlarını zorladık, yine aradık ulaştık sözleştik, evden çıktık, mesajlaşalım mı? ya arayarak karşılık verdik, yolda bira içtik, yürüdük, hafif terledik, kalabalığa karıştık, fridayste o garip buz temizliği oyununa şahit olduk, aradık anlattık, son bi sigara içtik, dolmuş bulamadık, yürünülen yolları tekrar geriye doğru katettik, dolmuş bulduk bindik parayı uzattık telefonu elimize aldık, suadiyeden suadiyeye 21 dakikada vardık, fenerbahçe stadına doğru eve dönüş mesajı aldık, hemen cevap attık, akabinde kadıköye vardık, yürüdük durduk biyerde, ordan aradık konuştuk güldük güldürdük, tükürdüğünü yalama olayına şahit olduk (dalga geçilen park yerine park edilmiş bi araba olduğunu öğrendik), güldük, konuştuk, güldük, hep güldük, fake yedik, kadıköyde olduunu sandığım arkadaşım beni sırtımdan vurdu aslında mecidiyeköyde olduunu söyledi eha, yürüdük herzamanki yere, bi bira aldık içtik, sonra aradık konuştuk, güldük uzattık, doymadık, uzattık anlamadık, doymadık uzattık, o an her şeyi unuttuk mutlu olduk uzattık, korna sesi duyduk, bir an ordaymışız gibi hissettik, eğlendik, güldük, kampüscell hakkında ufak bilgi aldık, daha bi mutlu olduk, aitlik ağır bastı, sevindik, çok sevindik, deliye döndük..........................................................................................
hepsi şahsım adına gibi görünse bile müşterek gibi işin özünde...... gibisi fazla aslında öyle. ya da ben mega iyimserim polyannayım pembeyim, pembe bir yastığım olsa olsa...
sanmam ama hiç.
bir şeye de izin vermem, kızarım...
yaşam dalında en bi rayına girmiş dönemimde, bunda tuzu olan özel bir insanın bana sıkıldığıma dair bi öngörüde bulunmasına....
insanız di mi ehe et kemik filan böyle yürümek koşmak. garip bi zamandayız dimi böyle sınırlar duvarlar dar ve paralı geçitler... dolayısıyla uzağız di mi istekler arzular temenniler istekler istekler yine istekler... yakınız di mi günün çoğu saati bir düşünce kadar, en kötü dijitallerden uzak, tamamen analog beyinler olarak? yakınız di mi minik hesaplarla büyük planlar yapıp birkaç saat kendimize ayırıcak kadar, ayıracağın kadar... İsteyerek...
Mutluluk budur...
Özlendiğini bilmek, özlemek...
Bilmiyorum, özlediğimi ima etmek bana çok büyük mutluluk verse de en büyük mutluluk senin yaptıkların değilmidir bana?
o halde?
Sarılmaktan öteye gidilemeyen, fakat ufak temasların ''büyük kar'' olarak mutluluğun en hasını iliklere kadar aşıladığı sonu olmayan zaman aralığında öyle bir öngörüyü hakediyor muyum?
sen haketmiyosun öyle öngörmeyi... cevabı bu işte........
uzun lafın kısası:
şu zamanları bi kaset olarak ele alıcak olursam eğer, önümde bir sınır varsa bile, bi yandan record tuşuna basıldı zaten... recording şuan herşey.... aradaki o kapı kapanır gibi yaptığı vakit play tuşu devreye girecek, ve ilerleyen zamanda da kapılar kapandığında, ne biliim yoklukta repeat en büyük yardımcı olucak...
...
ah! bi yanadan repeat'e gerek kalmasın diyememek var..... aslında bunu çılgınca istemek ama yapamamak var...
son söz:
var oğlu var... gülelim-eğlenelim gayrı.. sgslşdglg
günaydın pembe!
hepsi şahsım adına gibi görünse bile müşterek gibi işin özünde...... gibisi fazla aslında öyle. ya da ben mega iyimserim polyannayım pembeyim, pembe bir yastığım olsa olsa...
sanmam ama hiç.
bir şeye de izin vermem, kızarım...
yaşam dalında en bi rayına girmiş dönemimde, bunda tuzu olan özel bir insanın bana sıkıldığıma dair bi öngörüde bulunmasına....
insanız di mi ehe et kemik filan böyle yürümek koşmak. garip bi zamandayız dimi böyle sınırlar duvarlar dar ve paralı geçitler... dolayısıyla uzağız di mi istekler arzular temenniler istekler istekler yine istekler... yakınız di mi günün çoğu saati bir düşünce kadar, en kötü dijitallerden uzak, tamamen analog beyinler olarak? yakınız di mi minik hesaplarla büyük planlar yapıp birkaç saat kendimize ayırıcak kadar, ayıracağın kadar... İsteyerek...
Mutluluk budur...
Özlendiğini bilmek, özlemek...
Bilmiyorum, özlediğimi ima etmek bana çok büyük mutluluk verse de en büyük mutluluk senin yaptıkların değilmidir bana?
o halde?
Sarılmaktan öteye gidilemeyen, fakat ufak temasların ''büyük kar'' olarak mutluluğun en hasını iliklere kadar aşıladığı sonu olmayan zaman aralığında öyle bir öngörüyü hakediyor muyum?
sen haketmiyosun öyle öngörmeyi... cevabı bu işte........
uzun lafın kısası:
şu zamanları bi kaset olarak ele alıcak olursam eğer, önümde bir sınır varsa bile, bi yandan record tuşuna basıldı zaten... recording şuan herşey.... aradaki o kapı kapanır gibi yaptığı vakit play tuşu devreye girecek, ve ilerleyen zamanda da kapılar kapandığında, ne biliim yoklukta repeat en büyük yardımcı olucak...
...
ah! bi yanadan repeat'e gerek kalmasın diyememek var..... aslında bunu çılgınca istemek ama yapamamak var...
son söz:
var oğlu var... gülelim-eğlenelim gayrı.. sgslşdglg
günaydın pembe!
11 Nisan 2009 Cumartesi
bir şeylerle başedebiliyor olmanın zor olduğu, zor gelir gibi yaptığı saatler... şimdi değil biraz geride kaldılar aslında. şu anlık tek başedilemeyenin uyku olması sevindirici tabi bunun yanında... Tabi bu ne kadar doğruysa ehe....... Ben bile inanmıyorum pek ama öle olsun bakalım...
-bi an yazmak çok zor geldiği için, ifade edilemeyecek kadar pozitif yüke sahip olduğum üzre mutfağa gidilir ve önce bi kola alınır.-
...
-gelinir-
garip... çok geçmedi üzerinden birden fazla, ikiden az saat... her şey normalmiş gibi, odam sade, kedim herzamanki gibi ayak ucumda baygın, bilgisayar masası bunaltıcı ölçüde dağınık, tam bir bekar odası demeye dilim varır kısaca eha...
Her şey normalmiş gibi dedim dimi...!
her şey ne biliyomusun???
her şey tamamiyle normalmiş gibi gösteriliyor bu odada. herşey aynı duyguyu aynı ifadeyi sağlıyo kafamda... istemeden ama biyandan isteyerek, titrek ifadelerle, korkak çabalarla, isteksiz hareketlere dönüşüyo özel olabilicek anlar...
Sınır...
Ama bunun yanında neler de oluyo burda bi bilsen... Cüzdandan çıkıyor beyaz el yapımı o ''özel'' cüzdan birkaç gecedir... En görülebilir yerde duruyo bu sınırlar içersinde... Dışarı çıkılacaksa tekrar aynı özenle cüzdana geri konuyor... Yapılıyo burda bişiyler işte ama gizliden, görünmezden, uzaktan uzaktan, farkettirmeden ama son derece oram buram farkettirmek isteyerek.............
farkettirmek istemek... Niye, neden, nerden çıktı...?
Bilinsin ki ''daha çok, daha öte, belkide hiç olmadığı kadar'' ı aşılayabilmek, bunu anlatabilmek o insan sarrafına... Hayatta yakışmayan bazı şeylerini benimle paylaşan o insana biraz olsun seslenebiliyor olmak yeni uykuya dalmış o insana... ufacık tefecik de olsa kendimce büyük mana taşıyan devasa planından vazgeçmiş, hem ürkek hemde son derece güçlü halinle bir insanı seçmiş, beni seçmiş, dakikalarını saatlerini vermiş, bir an olsun kulağını benden ayırmamış, belki biraz acımış eha belkide ne bilim çok istemiş, gözlerini ayırmamış saatlerce, bakmış, hep bakmış.....
İşte.......
O insanın ''Özel'' olduğunu hissetmesi adına... Farkettirmek bir şeyleri... Bencillik olmadığı bilindiği için bu kadar çıkabiliyor şu yazılanlar... Bu rahatlık ondan... Adı rahatlıksa tabi ehe.
Bu kuvvetin arkasında beslenen ürkek cılız halden birkaç dakika olsun uzaklaşmak adına..........
Bilmiyorum, insanın kendi duyguları ağır hatta çok çok ağır bastığı yerde incitmeler de peşisıra gelebilmektedir... Nebilim ehe batmanlı şırnaklı ayıoğluayı bıyıklı bi abinin daha konuşmayı tam sökemeden çocuklar gibi sevgi cümleleri kurabildiğine şahit oldum. Bu biraz rahatlamamı sağlıyo nedense ehe. Tamamen alakasız olsa da öyle...
Demin dedim ya, üzmek diye... Öyle zannediyodum... Taa ki bunun olmadığını hissetmemin yetmediği bi anda doğrusunu duyana dek... Öyle olmadığını duyana dek...
Bilinmez....
belkide bu denli belkide bu kadar olmasa bile birşeylerin karşılığının verilmeye çalışıldığını bilmek çok güzel... Ah.. bide üstelik ''her şeye rağmen''...
Yüzlerce teşekkürlerim var bu cümleden sonra..............
pedasa gardens ile ortak olan yanlarımdan daha az ortak yanım olsa da, hissiyat, yaşam, güzellikler, duygular var tamamiyle müşterek.... dokunmak var ötesinde sarılmış bulmak var kendini ansızın ehe. yürümek var yorulmadan-ıslanmadan... hatta gözyaşı bile var kendini tamamen bırakarak, kısa süreliğine de olsa aitlik duygusunu bir an olsun tatmak adına oynanan masum bi oyun misali...
ehe.
Somut............
elimden tutulmak var...............
tutarken toparlayamamak var, kalakalmak var. minnettar olmak var. duyamıyor, göremiyor, konuşamıyor olmak var bildiin...
her şeyin unutulduğu ve 10 yaş genç gözükmenin sırrının ortaya konduğu an var orda... ardından Masuzcuk çıkımı ehe.
büyük mutluluk be o! çok büyük...
-bi an yazmak çok zor geldiği için, ifade edilemeyecek kadar pozitif yüke sahip olduğum üzre mutfağa gidilir ve önce bi kola alınır.-
...
-gelinir-
garip... çok geçmedi üzerinden birden fazla, ikiden az saat... her şey normalmiş gibi, odam sade, kedim herzamanki gibi ayak ucumda baygın, bilgisayar masası bunaltıcı ölçüde dağınık, tam bir bekar odası demeye dilim varır kısaca eha...
Her şey normalmiş gibi dedim dimi...!
her şey ne biliyomusun???
her şey tamamiyle normalmiş gibi gösteriliyor bu odada. herşey aynı duyguyu aynı ifadeyi sağlıyo kafamda... istemeden ama biyandan isteyerek, titrek ifadelerle, korkak çabalarla, isteksiz hareketlere dönüşüyo özel olabilicek anlar...
Sınır...
Ama bunun yanında neler de oluyo burda bi bilsen... Cüzdandan çıkıyor beyaz el yapımı o ''özel'' cüzdan birkaç gecedir... En görülebilir yerde duruyo bu sınırlar içersinde... Dışarı çıkılacaksa tekrar aynı özenle cüzdana geri konuyor... Yapılıyo burda bişiyler işte ama gizliden, görünmezden, uzaktan uzaktan, farkettirmeden ama son derece oram buram farkettirmek isteyerek.............
farkettirmek istemek... Niye, neden, nerden çıktı...?
Bilinsin ki ''daha çok, daha öte, belkide hiç olmadığı kadar'' ı aşılayabilmek, bunu anlatabilmek o insan sarrafına... Hayatta yakışmayan bazı şeylerini benimle paylaşan o insana biraz olsun seslenebiliyor olmak yeni uykuya dalmış o insana... ufacık tefecik de olsa kendimce büyük mana taşıyan devasa planından vazgeçmiş, hem ürkek hemde son derece güçlü halinle bir insanı seçmiş, beni seçmiş, dakikalarını saatlerini vermiş, bir an olsun kulağını benden ayırmamış, belki biraz acımış eha belkide ne bilim çok istemiş, gözlerini ayırmamış saatlerce, bakmış, hep bakmış.....
İşte.......
O insanın ''Özel'' olduğunu hissetmesi adına... Farkettirmek bir şeyleri... Bencillik olmadığı bilindiği için bu kadar çıkabiliyor şu yazılanlar... Bu rahatlık ondan... Adı rahatlıksa tabi ehe.
Bu kuvvetin arkasında beslenen ürkek cılız halden birkaç dakika olsun uzaklaşmak adına..........
Bilmiyorum, insanın kendi duyguları ağır hatta çok çok ağır bastığı yerde incitmeler de peşisıra gelebilmektedir... Nebilim ehe batmanlı şırnaklı ayıoğluayı bıyıklı bi abinin daha konuşmayı tam sökemeden çocuklar gibi sevgi cümleleri kurabildiğine şahit oldum. Bu biraz rahatlamamı sağlıyo nedense ehe. Tamamen alakasız olsa da öyle...
Demin dedim ya, üzmek diye... Öyle zannediyodum... Taa ki bunun olmadığını hissetmemin yetmediği bi anda doğrusunu duyana dek... Öyle olmadığını duyana dek...
Bilinmez....
belkide bu denli belkide bu kadar olmasa bile birşeylerin karşılığının verilmeye çalışıldığını bilmek çok güzel... Ah.. bide üstelik ''her şeye rağmen''...
Yüzlerce teşekkürlerim var bu cümleden sonra..............
pedasa gardens ile ortak olan yanlarımdan daha az ortak yanım olsa da, hissiyat, yaşam, güzellikler, duygular var tamamiyle müşterek.... dokunmak var ötesinde sarılmış bulmak var kendini ansızın ehe. yürümek var yorulmadan-ıslanmadan... hatta gözyaşı bile var kendini tamamen bırakarak, kısa süreliğine de olsa aitlik duygusunu bir an olsun tatmak adına oynanan masum bi oyun misali...
ehe.
Somut............
elimden tutulmak var...............
tutarken toparlayamamak var, kalakalmak var. minnettar olmak var. duyamıyor, göremiyor, konuşamıyor olmak var bildiin...
her şeyin unutulduğu ve 10 yaş genç gözükmenin sırrının ortaya konduğu an var orda... ardından Masuzcuk çıkımı ehe.
büyük mutluluk be o! çok büyük...
9 Nisan 2009 Perşembe
she doesn't live here anymore...
böyle birdenbire önüme çıktı sayılır, öyle ararken, bakarken bişeylere farkettim ki ikinci bir far away vakasıymış kendileri... pek sevdim, repeate aldım dinliyorum...
tabi dinlerken ağran başım, koltuktan kalkar kalkmaz veya oturur oturmaz ekstra ağran başım, hapşurdukça beynime baskı yapan, sanki patlıyomuş hissi verdiren ağrılarım ve dayanılmaz acım mevzubahis...
göz çukurum kaşlarımın altı ensem alnım ve kafamın her iki üst yanının 3 gündür aralıksız sızlıyor durumda olması, böyle bi nebilim bi durgun yaptı beni... Az önce bu meret hastalığın detaylarına baktım ve bilirkişi raporu şöyle:
halsizlik, düzen kaybı, uyuyamama, güneşe veya aydınlığa bakamama, sinir, durgunluk, bir şeye konsantre olamama, mide bulantısı vs....
Şu sayılanların tamamının görülüyor ve birer bireri geçtim aynı anda yaşanıyor olması ne garip dimi ehe!...
Her neyse.. fazla moral bozmak istemiyorum, yarın büyük bi gün olucak ve kesinlikle perfekt geçmesidir en büyük dileğim şuanlık...
laf oyunum gayet başarılıydı itiraz istemiyorum eha.......
bir de ikinci bir isteğim var... masum olduuna inanıyorum ben bunun...
Başım okşansın mesela masaj gibi. Güvende olduğuma inandırsın-yaşatsın, moral olsun!
şöyle güzelcene uzanmak olsun yumuşakça bir yerlere, sıcaklık versin, dokunsun......
Sarılsın...
........
daha ne diyebilirimki.... veya istiyebilirim?
bilemedim.......
böyle birdenbire önüme çıktı sayılır, öyle ararken, bakarken bişeylere farkettim ki ikinci bir far away vakasıymış kendileri... pek sevdim, repeate aldım dinliyorum...
tabi dinlerken ağran başım, koltuktan kalkar kalkmaz veya oturur oturmaz ekstra ağran başım, hapşurdukça beynime baskı yapan, sanki patlıyomuş hissi verdiren ağrılarım ve dayanılmaz acım mevzubahis...
göz çukurum kaşlarımın altı ensem alnım ve kafamın her iki üst yanının 3 gündür aralıksız sızlıyor durumda olması, böyle bi nebilim bi durgun yaptı beni... Az önce bu meret hastalığın detaylarına baktım ve bilirkişi raporu şöyle:
halsizlik, düzen kaybı, uyuyamama, güneşe veya aydınlığa bakamama, sinir, durgunluk, bir şeye konsantre olamama, mide bulantısı vs....
Şu sayılanların tamamının görülüyor ve birer bireri geçtim aynı anda yaşanıyor olması ne garip dimi ehe!...
Her neyse.. fazla moral bozmak istemiyorum, yarın büyük bi gün olucak ve kesinlikle perfekt geçmesidir en büyük dileğim şuanlık...
laf oyunum gayet başarılıydı itiraz istemiyorum eha.......
bir de ikinci bir isteğim var... masum olduuna inanıyorum ben bunun...
Başım okşansın mesela masaj gibi. Güvende olduğuma inandırsın-yaşatsın, moral olsun!
şöyle güzelcene uzanmak olsun yumuşakça bir yerlere, sıcaklık versin, dokunsun......
Sarılsın...
........
daha ne diyebilirimki.... veya istiyebilirim?
bilemedim.......
8 Nisan 2009 Çarşamba
7 Nisan 2009 Salı
walking in the rain
vapurun sesi uzaktan hoş gelir bence.. geldi de nitekim ehe. vapur da diildi o uzunca bişeydi, yük gemisiydi sanırım ama emin diilim. ön tarafında direği vardı ama görünmüyodu pek.
Ha bide çok ses çıkartıyodu, taka gibi ses çıkardığı için garip geldi uzaktan uzaktan... Sonra gittiği yön de açıklara doğruydu her nekadar ben bunu kabullenmemiş olsam da eha. Tabi ya, düz gitse girerdi dalyandan içeri, kazasını yapar, adam gibi çeker giderdi şimdi doğruya doğru...
Zaten ilkokulda bol bol işkence ettiğim uzunca tırtılvari salyangoz mutantları caddebostan-fenerbahçe arası yürüyüş parkurunda cirit atıyolardı. ezmemek için çok gayret göstersem de bir dans sırasında ezildi bi ikisi... tabi benim verdiğim kayıpla kendi kaybı arasında baya fark var bunuda unutmamak lazım derim ben.
soğuk sayılabilecek bi havada yağmur altında uzun yol yürümek iyi geldi dün. Hem de baya iyi geldi ıslanmak. Film gibiydi ya bildiğin. Arabanın şemsiyenin bazen taksilerin veya dükkan önü tentelerinin altlarının ıslanma hakkını çiğnediği şu zamanlarda pek de iyi oluyomuş meğersem... Singing in the rain'de bile şemsiye vardı ya hadi her şeyi geçtim......!? Olucak iş diil..
1900 ila 2500 ytl arası giden sahil şeridi deniz manzaralı ev kiraları hakkında hala şüphelerim olsa da, tek aklıma yatan şey oralarda olma şansının öyle pekte az olmadığıydı dün... Ne biliim tek kalma iki kişi kal eha... Köşk şansı her geçen gün zora girse de her daim hayal kurulası, ben bunu gördüm...
Prince'e duyduğum saygı da her geçen gün katlanarak artıyor zaten...
gaz pedalında 37 numara ayak, hadi bilemedin 38... Yok gibi eha....
Oturduun koltukta başla sen anlatmaya, o seni dinlesin, baksın suratına... Gönül rahatlığı diye bişiy var dimi? işte varsın olsun o' dur o ... Seda sayan-Nihat doğana kadar vardırabildiğin konuşmaların, hayata dair anlattıkların kadar bir tutulabildiği ender mekanlardan biridir o beyaz araba... Sahibi pedala basmadan da araba gitmez tabi... E öyleyse... ?!
Lambada devrine döndük ama ben hala grease diye yanıp tutuşmaktayım doğrusu... Zaten kuzenimle yapardım o dansı, kuzenden de geçti benden de eha... Devir hiç yapmadıım grease dansı devridir, bu böyle bilinsin...
Ha birde söylemeden edilemeyenlerden; Rüyamda bu sabah babamı gördüm. Yine eski evdeydik, annem ben ve babam şeklinde, tipik ailemiz olaraktan...
Yerlerde paralar vardı ama günümüz parasıydı nebilim 20 tl 50 tl 100 tl filan... Sonra babam, annenden alma para yerden al gibi bişiy söyledi... Çok şaşırdım ama ''neden'' diye de soramadım. Rüyama müdahil olamadım kısacası çok istesem de...
Zaten yerdeki paraları alamadan rüyam sonlandı eha... Ulaşamadım kısacası, açıkta kaldım... Sonra klavyemin altına sakladığım acil durum paralarıma şöyle bi göz attım. Yerinde duruyolardı... Alla alla çok ilginç... Acilen tabir ettirmem lazım birisine, hatta bunu en iyi yapan birisini tanıyorum o uyansın yapar tabirini...
...
uzun lafın kısası Criss angel gibi eli kolu bağlı olmak ve bir hücrede olmak... Ya çok zor diil çıkabildikten sonra be. Herif çıkıyo...
Tabi sadece o hücreden çıkıyo. Ben neresinden çıkıcam ve neye çıkıcam bilinmez, bilinse de bilinmez... Binmek var bir alamete, gitmek var kıyamete ehe. Kıyamet diye bişiy yok tabi bende... Ama gidilen yer neresi orasını bilmemek var... Görelim bakalım...
MFÖ konseri de güzel geçicek kanımca... Hath bakalım...
imza : İBB... (istanbul büyükşehir belediyesi)
Ha bide çok ses çıkartıyodu, taka gibi ses çıkardığı için garip geldi uzaktan uzaktan... Sonra gittiği yön de açıklara doğruydu her nekadar ben bunu kabullenmemiş olsam da eha. Tabi ya, düz gitse girerdi dalyandan içeri, kazasını yapar, adam gibi çeker giderdi şimdi doğruya doğru...
Zaten ilkokulda bol bol işkence ettiğim uzunca tırtılvari salyangoz mutantları caddebostan-fenerbahçe arası yürüyüş parkurunda cirit atıyolardı. ezmemek için çok gayret göstersem de bir dans sırasında ezildi bi ikisi... tabi benim verdiğim kayıpla kendi kaybı arasında baya fark var bunuda unutmamak lazım derim ben.
soğuk sayılabilecek bi havada yağmur altında uzun yol yürümek iyi geldi dün. Hem de baya iyi geldi ıslanmak. Film gibiydi ya bildiğin. Arabanın şemsiyenin bazen taksilerin veya dükkan önü tentelerinin altlarının ıslanma hakkını çiğnediği şu zamanlarda pek de iyi oluyomuş meğersem... Singing in the rain'de bile şemsiye vardı ya hadi her şeyi geçtim......!? Olucak iş diil..
1900 ila 2500 ytl arası giden sahil şeridi deniz manzaralı ev kiraları hakkında hala şüphelerim olsa da, tek aklıma yatan şey oralarda olma şansının öyle pekte az olmadığıydı dün... Ne biliim tek kalma iki kişi kal eha... Köşk şansı her geçen gün zora girse de her daim hayal kurulası, ben bunu gördüm...
Prince'e duyduğum saygı da her geçen gün katlanarak artıyor zaten...
gaz pedalında 37 numara ayak, hadi bilemedin 38... Yok gibi eha....
Oturduun koltukta başla sen anlatmaya, o seni dinlesin, baksın suratına... Gönül rahatlığı diye bişiy var dimi? işte varsın olsun o' dur o ... Seda sayan-Nihat doğana kadar vardırabildiğin konuşmaların, hayata dair anlattıkların kadar bir tutulabildiği ender mekanlardan biridir o beyaz araba... Sahibi pedala basmadan da araba gitmez tabi... E öyleyse... ?!
Lambada devrine döndük ama ben hala grease diye yanıp tutuşmaktayım doğrusu... Zaten kuzenimle yapardım o dansı, kuzenden de geçti benden de eha... Devir hiç yapmadıım grease dansı devridir, bu böyle bilinsin...
Ha birde söylemeden edilemeyenlerden; Rüyamda bu sabah babamı gördüm. Yine eski evdeydik, annem ben ve babam şeklinde, tipik ailemiz olaraktan...
Yerlerde paralar vardı ama günümüz parasıydı nebilim 20 tl 50 tl 100 tl filan... Sonra babam, annenden alma para yerden al gibi bişiy söyledi... Çok şaşırdım ama ''neden'' diye de soramadım. Rüyama müdahil olamadım kısacası çok istesem de...
Zaten yerdeki paraları alamadan rüyam sonlandı eha... Ulaşamadım kısacası, açıkta kaldım... Sonra klavyemin altına sakladığım acil durum paralarıma şöyle bi göz attım. Yerinde duruyolardı... Alla alla çok ilginç... Acilen tabir ettirmem lazım birisine, hatta bunu en iyi yapan birisini tanıyorum o uyansın yapar tabirini...
...
uzun lafın kısası Criss angel gibi eli kolu bağlı olmak ve bir hücrede olmak... Ya çok zor diil çıkabildikten sonra be. Herif çıkıyo...
Tabi sadece o hücreden çıkıyo. Ben neresinden çıkıcam ve neye çıkıcam bilinmez, bilinse de bilinmez... Binmek var bir alamete, gitmek var kıyamete ehe. Kıyamet diye bişiy yok tabi bende... Ama gidilen yer neresi orasını bilmemek var... Görelim bakalım...
MFÖ konseri de güzel geçicek kanımca... Hath bakalım...
imza : İBB... (istanbul büyükşehir belediyesi)
2 Nisan 2009 Perşembe
am i dissident? (alakasız)
yeniden merhabalar...
okula gitmediğim şu güzel perşembe gününün anısına akılda kalan, hatta akıldan çıkmayan birtakım şeylerden bahsedilecek burada.
Tabi geçmiş unutulmayacak, o doğrultuda lafa başlanacak, sonra günümüze dönülecek...
Neymiş efendim geçmiş?
valla geçmiş ne imiş hemen söyliim, ne bilim birtakım umutlar, beklentiler, çırpınmalar, bol çaba, inat, üzüntü, bol gözyaşı, kavgalar, dargınlıklar vb. şeyler...
tabi sadece bunlarla sınırlı değil, en belirgin olanlarından birkaçıydı.
Neyse işte, sonunda ters yüz olmuş, umduğunu bulamamış, kırgın, korkak, fazlasıyla önyargılı, hafif tembel, patlamaya her an hazır, bunlara rağmen yüzde 99 gülme eğlenme ihtiyacı olan bir insan oluverdim. Eh sorun diil işte. Paylaşma ihtiyacım her daim olduğu gibi yine aynı, yine değişmemiş, yine etkilenmemiş olan bitenden...
Paylaşıyorum çünkü paylaşmayı seviyorum bunu herkes bilir... Birşeyler paylaştığım kişilere döktüğüm her cümle her kelime mutluluk yuvası çok net... Ha bide özellikle bunları seve seve dinleyenlerle yaşadıklarım inanılmaz mutluluk verici...
Bişey söyliim mi?!
Kimse bilmez birkaç istisna dışında... 2 buçuk sene belki de daha fazla oldu ''amanın o ne'' diyeli... Ha bide ayrıca dumur olalı da 2 buçuk belki de daha uzun bi süre oldu o da ayrı mesele ehe...
O dönem yakın bir arkadaşıma sarfettiğim ''artık 'biri' nin beni farketmesi, konuşması, paylaşması, bi ne biliim işte öncelikle tanışması, bilmesi vs.'' gibi hedelerin ancak 4-5 ay öncesine kadar sarkmış olması tamamen bir rastlantı, bir talihsizliktir benim için... Bilen bilir...
Imm bide bunun neden önemli olduğunu, neden bu kadar üzerine basa basa burda anlattığımı da kendi içime atmak istiyorum aynen öncesinde de yaptığım gibi... Elbet bişeyler biliyodum araştırıyodum görüyodum ve hatta gözlerim açık kalıyodu... Yeter bu kadar deşifre derim ben..
Biri.... ???
Gel zaman git zaman...
Nerdeyse o büyük dumurun arifesinde olmama rağmen düşüncem şudur ki, büyük bir yük üzerimden kalkmış bulunmaktadır. Bu büyük yük'ün arkasında durduğum da bilinir. Hisler sahicidir hepsi benim için...
Ama şartlar acımasızdır, zaman zamansızdır ve gözler yanıltmaz, biraz da üzüverir...
Tek bildiğim, bir öfke ne biliim o tarz bir hırs küpü modunda olmadığım ve son derece doğal yollardan kendi halimde yaşamaya çalıştığım günlerin tamda içindeyimdir. Sevindirici..........
Ve evet, bir diğer bildiğim de iki farklı model fakat aynı arabanın aynı yolda ilerliyor, hemen hemen aynı yollarda ilerliyor, aynı yol şartlarınla boğuşuyor, fakat bu şartlar altında ezilmek yerine son derece sakin ve bilinçli bir şekilde engebeleri aşıyor gibi olduğudur...
Akümün bittiği anda gelip arabasıyla yanaşıp benim külüstürüme elektrik veren, paylaşan, canlandıran güzel kokulu beyaz arabadır bildiğim tek şey...
Minnettarlık varsa işte tam burdadır...
Ne biliim, parklar, yol kenarları, moda sahili, otoban, evime giden yol, mimozalar-manolyalar ehe. bunlar değerli ve sonunda kazandığım şeylerdir...
okula gitmediğim şu güzel perşembe gününün anısına akılda kalan, hatta akıldan çıkmayan birtakım şeylerden bahsedilecek burada.
Tabi geçmiş unutulmayacak, o doğrultuda lafa başlanacak, sonra günümüze dönülecek...
Neymiş efendim geçmiş?
valla geçmiş ne imiş hemen söyliim, ne bilim birtakım umutlar, beklentiler, çırpınmalar, bol çaba, inat, üzüntü, bol gözyaşı, kavgalar, dargınlıklar vb. şeyler...
tabi sadece bunlarla sınırlı değil, en belirgin olanlarından birkaçıydı.
Neyse işte, sonunda ters yüz olmuş, umduğunu bulamamış, kırgın, korkak, fazlasıyla önyargılı, hafif tembel, patlamaya her an hazır, bunlara rağmen yüzde 99 gülme eğlenme ihtiyacı olan bir insan oluverdim. Eh sorun diil işte. Paylaşma ihtiyacım her daim olduğu gibi yine aynı, yine değişmemiş, yine etkilenmemiş olan bitenden...
Paylaşıyorum çünkü paylaşmayı seviyorum bunu herkes bilir... Birşeyler paylaştığım kişilere döktüğüm her cümle her kelime mutluluk yuvası çok net... Ha bide özellikle bunları seve seve dinleyenlerle yaşadıklarım inanılmaz mutluluk verici...
Bişey söyliim mi?!
Kimse bilmez birkaç istisna dışında... 2 buçuk sene belki de daha fazla oldu ''amanın o ne'' diyeli... Ha bide ayrıca dumur olalı da 2 buçuk belki de daha uzun bi süre oldu o da ayrı mesele ehe...
O dönem yakın bir arkadaşıma sarfettiğim ''artık 'biri' nin beni farketmesi, konuşması, paylaşması, bi ne biliim işte öncelikle tanışması, bilmesi vs.'' gibi hedelerin ancak 4-5 ay öncesine kadar sarkmış olması tamamen bir rastlantı, bir talihsizliktir benim için... Bilen bilir...
Imm bide bunun neden önemli olduğunu, neden bu kadar üzerine basa basa burda anlattığımı da kendi içime atmak istiyorum aynen öncesinde de yaptığım gibi... Elbet bişeyler biliyodum araştırıyodum görüyodum ve hatta gözlerim açık kalıyodu... Yeter bu kadar deşifre derim ben..
Biri.... ???
Gel zaman git zaman...
Nerdeyse o büyük dumurun arifesinde olmama rağmen düşüncem şudur ki, büyük bir yük üzerimden kalkmış bulunmaktadır. Bu büyük yük'ün arkasında durduğum da bilinir. Hisler sahicidir hepsi benim için...
Ama şartlar acımasızdır, zaman zamansızdır ve gözler yanıltmaz, biraz da üzüverir...
Tek bildiğim, bir öfke ne biliim o tarz bir hırs küpü modunda olmadığım ve son derece doğal yollardan kendi halimde yaşamaya çalıştığım günlerin tamda içindeyimdir. Sevindirici..........
Ve evet, bir diğer bildiğim de iki farklı model fakat aynı arabanın aynı yolda ilerliyor, hemen hemen aynı yollarda ilerliyor, aynı yol şartlarınla boğuşuyor, fakat bu şartlar altında ezilmek yerine son derece sakin ve bilinçli bir şekilde engebeleri aşıyor gibi olduğudur...
Akümün bittiği anda gelip arabasıyla yanaşıp benim külüstürüme elektrik veren, paylaşan, canlandıran güzel kokulu beyaz arabadır bildiğim tek şey...
Minnettarlık varsa işte tam burdadır...
Ne biliim, parklar, yol kenarları, moda sahili, otoban, evime giden yol, mimozalar-manolyalar ehe. bunlar değerli ve sonunda kazandığım şeylerdir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)